Dopamin hazdan değil, beklentiden sorumludur. Dopamin en çok, bir şeyi elde etmekten hemen, önce yani ulaşmaya yaklaştığımızda salgılanır. Hedefe ulaştığımızda değil, ulaşmak üzereyken sistem zirve yapar.
Yani beyin, ulaşılmak üzere olan ama henüz ulaşılamayan şeyi, en çok arzular. Bu nedenle, bir şeyi gerçekten elde ettiğimizde anda haz kısar sürer, dopamin düşer, motivasyon azalır.
Arzu ettiğimiz şeyin kendisi değil, bizde oluşturduğu eksiklik hissidir önemli olan. Bu yüzden, bir nesneye gerçekten ulaştığımızda, onun yerini hemen yeni bir arzu nesnesi alır. Çünkü arzu daima ertelenen bir şeydir.
İnsan zihni, “hedonik adaptasyon” denen bir eğilim gösterir. Ne kadar büyük bir hedefe ulaşırsak ulaşalım kısa sürede içinde o durum “normalleşir” ve yeni bir hedef ortaya çıkar.
Gerçek doyum neredeyse imkansızdır. Arzu, doyum için değil, hareket için vardır. Biyolojik olarak dopamin bizi ulaşamama haline bağımlı kılar. Psikolojik olarak ulaştığımız her hedef hızla sıradanlaşır.
İnsan zihni sahip olduğu şeye değer vermek için değil, sahip olmadığına yönelmek için evrimleşmiştir. Bu yüzden birçok insan, ne kadar güzel, zeki, sadık ya da “ideal” bir eşe sahip olursa olsun, içindeki arzu mekanizması yeni, uzak, yasak ya da elde edilemez olana doğru kayar.
Bir kişi bir başkasını ulaşmak ister çünkü o kişi ulaşılmazdır. Ulaştığı an arzu biter. Bir insana ne kadar hayran olursan ol, yeterince zaman geçince beyin onu normalleştirir. Beyin “yeniliğe” bağımlıdır. O yüzden çoğu insan sadakati değil, yeniliğin heyecanını seçer. Ama o yenilik de kısa sürede eskir.
Yorum bırakın