Varlığın Tahammül Edilemez Boşluğu: İnsanın Anlam ve Ölümsüzlük Arayışı Üzerine

İnsan ruhunun derinliklerindeki o bitmek bilmeyen açlık, aslında felaketimizin sessiz mimaridir. Duyguların bu kaygan, güvenilmez ve her an yön değiştiren doğası, sadece kişisel bir huzursuzluk değil, yeryüzündeki tüm kötülüğün ve tiranlığın asıl kaynağıdır.

Duygu denilen şey, doğası gereği bir boşluktur. Hiçbir başarı hiçbir aşk ve hiçbir zenginlik bu boşluğu  doldurmaya yetmez. İnsan, dolmak bilmeyen bir fıçı gibidir. Tatminsizlik, kişiyi “daha fazlasına” zorlar. Duygular, rüzgarın öğündeki yapraklar gibidir.

Bugün uğruna can verdiği bir ideal, yarın sıkıldığın bir yüke dönüşür. Bu istikrarsızlık, ahlakın en büyük düşmandır. Eğer bir insan “iyiliği” sadece o an ki ruh haline göre bağlıyorsa, o kişi dünyanın en tehlikeli insanı olabilir.

Eğer dünya bir yangın yeriyse, bu yangının odunu insanın doymak bilmez arzuları, körükleyicisi ise o kararsız, her an değişen hisleridir.

 

Nereden geldiğimizi neden bu kadar takıntılı bir şekilde bilmek istiyoruz? Çünkü kendimizi bir “başlangıca” bağladığımızda, sadece tesadüfi bir et yığını olmadığımızı, bir “sürekliliğin” parçası olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz.

İnsan, kendi sonunu kabullenemediği için kendine bir başlangıç icat eder. Geçmişe dair her keşif, ölümün o kaçınılmaz “hiçliğini” tarihle doldurma çabasıdır.

 

Geleceği açıklama arzusu, “Ben yokken de dünya dönecek ama ben o dönüşün kurallarını şimdiden belirleyeceğim” diyen kibrin dışavurumudur. Tarih kitapları ve gelecek kehanetleri; aslında ölümlülerin mezar taşlarına yazdığı uzun ve süslü dilekçelerdir.

İnsan, “neden ve nasıl” sorularını sorarken aslında tek bir şey fısıldar; “ Lütfen beni unutma” “Lütfen her şey bir hiçlikten ibaret olmasın. Gelecek senaryolar kurmak, mezarın ötesine bir köprü atma çabasıdır.

 

Hakikati bildiğini iddia etmek, zihinsel bir intihardır. Hakikat, her an yeniden kurulan ve yıkılan bir oyun ve güç gibidir. Hakikat senin o tozlu kitaplarında veya anlık vecdinde değil; senin “son” dediğin yerin çok ötesinde o amansız devinimdedir. Sen bildiğini iddia ederken, hakikat senin cehaletinin üzerinde kahkahalar atarak akıp gitmektedir.

 

Yorum bırakın