Birçok insan “doğruyu bilmekten değil” doğruyu bilmenin bedelini ödemekten korkar. Çünkü düşünmek, konforu bozar; eleştirmek, dışlanmayı getirir; anlamak yalnızlaştırır. Bu yüzden insanlar, “anlamamakta” bir huzur bulur.
Evrimsel olarak beynimiz temel amacı gerçeği bilmek değil, hayatta kalmaktır. Gerçeği sorgulamak enerji ister, risk yaratır. Oysa atalarımız için enerji sınırlıydı; düşünmeye harcanan enerji, hayatta kalma ihtimalini azaltabilirdi.
Bu yüzden beyin, en az enerjiyle yeterince işe yarayan düşünme biçimini tercih eder bu da “konforlu yanılgılar”dır. İnsan türü sosyal bir türdür. Tarih boyunca gruptan dışlanmak=ölüm anlamına geldi. Dolayısıyla evrimsel seçilim, “doğruyu söyleyenleri değil, uyum sağlayanları ödüllendirdi.
Bugün bile birinin sürüye ters düşmesi sosyal dışlanma, yalnızlık veya tehdit algısı doğurur. Bu nedenle zihin, doğruyu değil, grubun onayladığını savunmaya meyillidir.
Beyin, enerjinin yalnıza %2’sini kullanır ama vücuttaki O’2’sini tüketir. Bu yüzden düşünmek metabolik açıdan pahalıdır. Evrimsel süreçte karmaşık analiz yerine basit genellemeler yapan zihinler avantajlı olmuştur.
Bu yüzden insan zihni “düşün ama fazla derine inme” şeklinde ikili bir dengeyle evrildi. Derin düşünmek, evrimsel sistemin öngördüğü güvenlik sınırlarını zorlar.
Bu yüzden düşmek, bugün hala bir tür biyolojik isyandır. Derin düşünmek, evrimsel açıdan anomalidir ama uygarlığın bütün ilerlemesi, işte o anomalilerden doğmuştur.
- Hiçbir insan, eyleminin tüm yankılarını bilemez; her söz, her niyet, her yardım edimi kendi gölgesini oluşturur. Birini korumaya çalışırken onu zayıflatırız; birini eleştirirken aslında kendi eksikliğimizi ilan ederiz. Toplumda her ahlaki öğüt, her iyi niyetli davranış, bir noktada karşıta dönüşebilir. Sadakat bağımlılığı, dürüstlük acımasızlığa, sevgi bağımlı bir tutkuya evrilir. Bu, dünyanın değil, insanın doğasının bir ironisidir.
- İyi niyetin ardında çoğu kez güç arzusu; düzen isteğinin ardında tahakküm vardır. İnsan eylemi, her zaman niyetinden daha fazlasını üretebilir. Çünkü insan, duygu çıkar, korku ve tutku tarafından sürekli değişken bir varlıktır. O halde, ölçünün kaynağı değişkense, ölçü de değişkendir.
Yorum bırakın