Bilişsel Kuantum: Gözlemcinin Yarattığı Dün

Geçmiş, hiçbir zaman tamamen kaybolmaz; bilinçte “şimdiye katlanarak” var olmaya devam eder. Geçmiş, geçmişte kalmaz; şu anın içinde, potansiyel halde yaşamaya devam eder. Her “şimdi” geçmişin bir yoğunlaşmasıdır.

Geçmiş, taşlaşmış değil, canlı ve dinamik bir dokudur. Geçmiş, “artık bitmiş” değil, hala etkisini sürdürendir. Yani geçmiş, şimdi içinde yeniden anlam kazanır.

 

“Her seçim başka bir zamanı doğurur. Her eylem geçmişi yeniden düzenler.” Bu ifade kulağa mistik ve edebi gelse de, aslında hem mantıksal hem ontolojik olarak temellendirebilir. Geçmiş nasıl değişir diye dikkatle dinlemekte fayda var.

Fizikte buna “many worlds” interpretation (çoklu evren yorumu) denir; felsefede ise modal gerçeklikler teorisi olarak geçer. Sen bir “seçim yaptığında (örneğin birini aramak ya da aramamak), evrenin olası tüm sonuçları bilgi düzeyinde hala vardır.

 

Böylece her seçim; diğer olasılıklardan ayrılmış yeni bir zaman dalı oluşturur. Sen yol ayrımında sağa sapsan evren sana ya kanka bu olasılığı ben hesap etmedim sen sola sap benim yazılımımda  yok mu diyecek? Evren, tüm olasılıkların bilgisini yazılımında bulundurur.

BUNA ZORUNLUDUR…

 

Yani zaman tek çizgi değildir; her karar, yeni bir “zaman kolu” üretir. Bu yüzden “her seçim başka bir zamanı doğurur” denir. (Fiziksel olarak bunu “zamanın dallanması” edebi olarak “paralel evrenler” metafizik olarak “olası dünyalar” şeklinde düşünebiliriz.

 

Her eylem geçmişi yeniden düzenler, bu daha çok zihinsel derinlik gerektirir. Bilinç düzeyinde hemde bilgi düzeyinde bu gerçekten olur.

 Bilinç düzeyinde;

Geçmiş dediğimiz şey, hafızada bir anlam örgüsüdür. Sen bir eylem yaptığında yeni bir bilgi, yeni bir anlam oluşur ve bu yeni anlam, geçmişteki olayların “anlamı” değişir.

Yıllar önce yaşadığın bir başarısızlık, bugün kazandığın bir deneyimin parçası olarak anlam kazanır.

 

O zaman başarısızlık olan şey, şimdi bakınca “gereken adım” haline gelir. Bu durumda geçmişin olgusu değil, ama yapısı değişmiştir—yeniden düzenlenmiştir. Kuantum ölçüm temellerinde bir parçacağın geçmişi, şu anda yapılan ölçümle belirlenir.

Yani parçacağın “ne olduğu” gelecekte bir eyleme bağlıdır. Bu da geçmişin—en azından mikro-düzeyde yeniden tanımlanabileceği anlamına gelir.

 

Bu noktada geçmiş, “bitmiş bir kayıt” değil, sürekli güncellenenen bir bilgi dokusu olur. Bu iki fikri birleştirdiğimizde zaman artık düz bir hat değil, çok katmanlı bir alan haline gelir. Her karar, olasılık ağında yeni bir evreni (ya da zamanı) açar; ve her yeni anlam, geçmişin hikayesini yeniden düzenler.

 

Bu, hem fiziksel (olasılıklar), hem bilişsel (anlam), hem fe metafizik (varoluşsal bütünlük) düzeyde doğrudur. Yani bir anlamda “biz geçmişin değil, geçmiş bizim ürünümüz”

Yani geçmiş dediğin şey, şu anda senin bilinçli ölçümünle algınla, eyleminle yeniden tanımlanır.

 

Gerçeklik, “olmuş bitmiş” değildir; sürekli oluş halindedir. Bu durumda, geçmiş seni belirlemez; sen geçmişin açılımını belirsin. Yani sen şu anda düşünürken, geçmişin verilerini yeniden kurmaktır. Bu durumda geçmiş, artık senin ürünüdür—onu her defasında yeniden yaratırsın…

Yorum bırakın