Kendi kendini gerçekleştirdiğini söyleyen kişi, çamurun kendisini heykel sanması kadar gülünçtür.
Sen neyi inşa ediyorsun?
Yarın toprak olacak bedeni mi, yoksa hırsların altında ezilen ruhu mu “Geleceğimi ben kurarım” diyorsun. Oysa sen, daha bir saniye sonra kalbinin çarpıp çarpmayacağına bile karar veremeyen bir muhtaçsın!
Evrenin milyarlarca yıllık kaosu içinde, karbon temelli bir organizma olarak “kontrol bende” demen, fırtınanın ortasındaki bir yaprağın yönünü tayin ettigini sanmasıdır.
Sen gelecegi kurduğunu sanırken, aslında sadece olasılıklar denizinde sürükleniyorsun.
Bir nöronun yanlış ateşlemesi, bir damarın tıkanması veya atmosferdeki bir değişim; senin o muazzam “benlik şantiyeni” saniyeler içinde bir harabeye çevirebilir. Gerçek asalet, kendini tanrılaştırmak değil, bu devasa kırılganlığı itiraf edebilmektir.
Gelecegi kurma iddiası, insanin kendi faniliğine karşı uydurduğu en etkileyici savunma mekanizmesidir.
Ancak hakikat şudur ki; hayat, senin planların bittiği yerde başlar.
İster dindar ol adına ‘kader’ de, ister seküler ol “entropi” de; senin iradenin bittiği ve o kaçınılmaz akışın başladığı o ince çizgi, hakikatin ta kendisidir.
Gelecegi kurmakla övünmeyi bırak; çünkü sen, kendi biyolojinin bile efendisi değil, sadece sadik bir izleyicisin. Gerçek özgürlük, bu muazzam kontrolsüzlüğü kabullenip, o bir sonraki kalp atışının mucizesine -veya tesadüfüne- saygı duymaktır.
Bu dediklerim
Dindarlar için: Bu, Allah’ın mutlak egemenliğinin ve insanın “hiçliğinin” modern bir dille tasdikidir.
Sekülerler için: Bu, stoacı bir kabulleniş, bilimsel bir gerçekçilik ve kof bir kişisel gelişim kibrine indirilmiş rasyonel bir darbedir.
Yorum bırakın