Mitler Üretmeye ve Anlamlandırmadığız  Şeylere Anlam Yükleme Sorunsalı

İnsanlık bilinmeyeni açıklamak, korkularına anlam vermek ya da düzeni sağlamak için sürekli mitler üretmiştir. Bu, insanoğlunun doğasında var. Eskiden tanrılar, kahramanlar ve doğaüstü varlıklarla anlatılan mitler, zamanla farklı biçimlere, zamanla farklı bürünerek günümüze kadar geldi.

 Mesela Antik Yunan’da ZEUS gökyüzünü kontrol eden güçlü bir tanrıydı. Şimşekleriyle insanları cezalandırırdı. Bugün ZEUS ise zevk yok ama hala gökyüzüne baktığımızda anlam yüklemeye devam ediyoruz.

 

Bir başka örnek de şamanlar transa girerek tanrılarla ya da ruhlarla konuştuklarını iddia ederdi. Bugün bu inanç şekil değiştirdi ve birçok insan rüyalar aracılığıyla mesaj aldığını, ruhlarla iletişime geçtiğini veya kehanette bulunduğunu söylüyor. Kısacası, insanlık mit üretmeye asla bırakmıyor, sadece biçim değiştiriyor. Eskiden yıldızlara bakıp tanrıların mesajını ararken, şimdi burç yorumlarıyla hayatımızdaki olayları açıklamaya çalışıyoruz.

 Eskiden şeytanlardan korkarken, şimdi yapay zekanın bizi ele geçireceğinden endişe ediyoruz. Mitler değişiyor, ama insanoğlu hey yeni hikayeler uydurarak dünyayı anlamlandırmaya devam ediyor. Ptolemaios, gezegenleri ilk kez cinsiyetlendiren kişi olarak Venüs’ü dişi, Mars, Satürn, Güneş ve Jüpiter’i eril, Merkür ise andorojen ( Çift cinsiyetli ) olarak tanımlamıştır.

Bu sınıflandırma binlerce yıl önce yapılmış olmasına rağmen günümüzde bile astroloji dünyasında kabul gören bir anlayış olarak devam etmektedir. Venüs aşkı, güzelliği ve duygusallığı temsil ederken hala “ dişil” kabul edilir. Çünkü mitolojide Afrodit ile ilişkilendirilmiştir.

 Mars savaşın, gücün ve  maskülen enerjinin gezegeni olarak görülür, çünkü mitolojide savaş tanrısı Ares’le bağdaşmıştır. Merkür ise hem eril hem de dişi özellikler taşıdığı için hala nötr kabul edilir, çünkü roma mitolojisinde Hermes gibi haberci, zeki ve hareketli bir figürle ilişkilendirilmiştir.

Örneğin “ Venüs “ etkisinden, bu yüzden, bugün daha romantik hissediyordun, ya da “ Mars “ retrosu agresif hissettirebilir. Ptolemois’un yaptığı bu eski sınıflandırma hala geçerliliğini koruyor. Bu da mitlerin zamanla nasıl evrildiğini ama yok olmadığını gösteren en güzel örneklerden biridir.

 

Antik Yunan’da Platon, her şeyin belirli kurallara dayanması gerektiğini savunuyordu. Platon’un düşüncesi eril olarak kabul edilir ve Apollon gibi mantıklı, düzenli ve rasyonel bir bakış açısıyla özdeşleştirilir. Astroloji ise dişil, sezgisel ve doğayla ( toprakla) daha bağlantılı. Günümüzde insanları yönlendirilmesi medyada duyduklarına inanması çok kolay, hal böyle olunca, bazı astrologlar “ Mars retrosunda büyük felaketler yaşanacak “ gibi abartılı ve korkutucu söylemlerle dikkat çekmeye çalışıyor.”

 

Apollon, Yunan mitolojisinde tanrılarından biridir ve genellikle güzel, düzenli ve mantıklı bir dünya görüşünü simgeler. Akıl, bilim, sanat ve müzikle ilişkilendirilir ve her şeyin düzen içinde olması gerektiğini savunur. Aklen sistemli ve planlı bir bakış açısını temsil eder.

 

Platon ise, Antik Yunan’ın en ünlü filozoflarından birisidir, ve düşünceleri de çok benzer şekilde düzenli ve mantıklıdır. Platon’un felsefesinde gerçeklik ve doğru bilgiye, ulaşmak için mantıklı düşünmek ve kurallar koymak gereklidir.

Bu bakış açısının karşısında ise, astroloji ve daha çok sezgisel bir yaklaşım vardır ki, bu da daha dişil bir anlayışı simgeler. Bu yüzden, Platon gibi akılcı düşünürlerin bu tür sezgisel inançlarla çatışması çok doğaldır.

Platon, özellikle “ Sympoisum” adlı eserinde, aşkın sadece bedensel değil, ruhsal ve entelektüel bir arayış olması gerektiğini savunur. Platonik aşk, bedensel arzulardan öte, bir zihinsel uyum ve duygusal derinlik üzerine kurulu bir ilişkiyi ifade eder.

Platon’un felsefesi, doğayı ve insanı anlamaya yönelik derin bir soyutlama ve mantık temellidir. Platonik kelimesi bu bağlamda, soylu, idealist ve düşünsel bir bakış açısını ifade eder.

  • İnsan, kendisine ait olmayan şeyler üzerinden söz sahibi olmaya kalktığında düşer. Mutluluk, sahip olduklarınla idrak etmekle başlar, nankörlük ise insanın kendi mutsuzluğunu inşa etmelidir.
  • Başkaldıran insan, aslında kendi sınırlılığını inkar eden zayıf bir varlıktır. Gerçek özgürlük, kendi doğasını kabul etmesiyle başlar.
  • Toplum, insanı kendi benliğinden koparır ve ona yapay bir üstünlük duygusu aşılar. Nankörlük, insanın bir sorumluluğu reddetmesi ve varoluşuna inkar etmesidir.

 

Yorum bırakın